
Her şey boş... Her şey anlamsız... Herkesin mecburen yaşadığı, didindiği, bir sürü salaklığa boyun eğdiği bu dünyaya ne diye katlanıyorum ki!... Nedir yani? Sonunda madalyamızı mı takacaklar?... Nihayetinde boktan ve kendine yakışmayan bir hastalığın avucuna düşecek ve sürünerek zaten öleceksin...
Ne doğru dürüst para kazanabildim, ne doğru dürüst kariyer yapabildim, ne de hayatımın aşkına kavuştum... Eee? Ne diye daha bu didinme?
Bu koyun sürüsünün arasında sanki hiç mezbahaya gitmeyecekmiş gibi otlamaya devam eden bu zavallı bedenime ben sahip olmalıyım!
Kimse yeteneklerimi anlamadı... Hoş, kim anlayacaksa! Kimse ruhumu rahatlatamadı, kimse mutlu edemedi beni! Her gün bir geçen günden daha aynı, her gün bir geçen günden daha başarısız ve her gün aynı arayış... Yok!... Yok!...
Pazartesi intihar ediyorum!
O zaman dank edecek herkesin kafasına! Ama iş işten geçmiş olacak! Ben onları değil, onlar beni kaybetmiş olacak! Dünya kaybedecek! Ben eksik olacağım! Onlar boşlukta olacak, ben istediğim yerde! Kimse beni imtihan edemeyecek, kimseye hesap vermeyeceğim, kimseye borcum olmayacak, kimseye müdana etmeyeceğim, kimse bana yokmuşum gibi bakmayacak, kimse artık benim farkıma varmazlık etmeyecek... Ben kazanacağım...
Oh be!... İnsan karar verdimi bile kendini yapmış gibi hissediyor... Kuş gibi oldum... Sakallarımı kazımama, tırnaklarımı kesmeme, her dakika bakımlı görünmeme, bayramlarda patrona mesaj geçmeye, ne olacak bu memleketin hali dememe ve içip içip ağlamama artık gerek kalmayacak...
Evet... Pazartesi...
Bugün Cuma... Güneş nasıl da doğdu... Dün gece yağmur yağmış galiba... Pencerenin önündeki düşmeye hazır damlalar nasıl da parlıyor... Dur bakayım... Ne dedi meteoroloji?... Hava bütün hafta böyle olacakmış... Ne güzeldir şimdi Sultanahmet Meydanı... Ortaköy’de çay içmek... Kalamış’ı yürümek!...
Bu ikili traş bıçağı tarla gibi yaptı suratımı... Çıkıp üçlü traş bıçağı alayım... Bir kere kullandım da kaymak gibi yapıyor cildi...
Yazılar>Pazartesi Sendromu>